Gittiler...

 

Küçük limanda, altında felek niyetine iki tahtanın üzerinde yatardı bir tarafına devrik. Bir parmak armuz yapmış, yer yer çürümüş, dökülmüş kaplama tahtaları arasından gün ışığı sızardı. Üzerine eğilmiş asırlık çınar dallarının gölgesinde, kimbilir kaç yılın yorgunluğunu atmaktaydı, bilinmez.

Kimi Adalı çocukların oyun yeriydi artık. Kızlar gölgesinde evcilik oynar, şakacıktan dolma sararlardı çınar yaprağından. Oğlanlar  kah Barbaros olur yelken açar hayali korsanlara karşı, kah balıkçı olur kılıca çıkar, ığrıp çevirir, manyat donatırlardı.

Farş tahtaları çoktan felek olmuş başka kayıkların altında, kıçüstü çökmüş, omurgası çoktan teslim olmuş denzin tuzuna, yumruları epeydir eksik yer yer. Birtek bodoslaması ayakta, bir tek o kafa tutmakta  zamana. Denize atılan imzadır adeta bodoslaması tüm haşmeti ile ve o haşmet bir devrin son tanığı olarak inadına direnmekte. Onu kızağa koyan ustanın iskarpelasından çıktığı günkü gibi değil elbet, tuzun, denizin, güneşin, yılların yorgunluğu var serde.  

Çocukluğumun  Marmarası’nda, nesli tükenmekte olan canlılarındandı adeta kancabaşlar. Yöresel adlarıyla piyadeler, o güzel kayıklar,  denizlerin o zarif kızları, geçmişe ait diğer tüm güzellikler gibi, bir gün selam verip çekildilir.  Marmara Adası’nın bu sesiz küçük limanında denizler son güzelini işte böyle uğurladılar..

 

 


 

 

fotoğraf : Kemal Saatçioğlu


 

Bir zamanlar Güney Marmara’nın tüm sahillerinde, kancabaşlar salınırdı. Oniki çifte kürekli olanları vardı gemi misali. Alamana takımlarının en babayiğit cengaveriydiler, Voli kapma yarışının gösterişli pehlivanları, dört halat  ığrıp taşırlardı kıç üstlerinde. Ambarında on iki oturak, her oturakta iki hamlacı,  Toplam kırk tayfa hisa ederdi  reis mola dediğinde., Lostromoların bağırtısı yırtardı geceyi, fır dönerdi  bir koldan diğerine.

- Bir yalı kıyısandaaaaaa!!!!

- Yürya beraber!! Ha gayret!!!

- Ha gayret levendismu, ha gayret palikaryamu! Ağlar barç yaptı hisa beraber!!!......   

Çaveller dolusu sardalya tuzlanırdı bir zamanlar Marmara da. Kolyoz kafası kırardı çocuklar sabahtan akşama. Sokalar balık kokardı, zeytin kokardı, tuz kokardı. Lakerda yenirdi kahvaltıda ekmeğin yanına katık. Piyadeler vardı o vakitler çubuk boyalı bordalarıyla, afilli bodoslamaları çifte su verilmiş hançer misali.

Gün geldi, deniz bitti sanki. Kimi komşularımızın adları dahi değişti. Artık yok Panayot amca, karısı Despina yok. Bir sabah ne varsa eşyaya dair götürülebilir, yüklediler adı Palati olan bir kancabaşa, Dümen tuttular Ege’ye, aşağıya. Çok sonra duyduk; kuzeyde bir ada vermişler onlara. Hasretin kaçta kaçını seyreltir bilemem ama ad vermişler yeni yurtlarına; Neos Marmara. Vefa gösterip korumuş gözetmişler, Palati’yi. Şimdi hasretin, sürgünün hatırası, baba ocağının yadigarı bu kancabaş, sergilendiği yerde sesizce anlatır eski güzel günleri. Anlatır Marmarayı, sinarit dolu ağları, kumda dizili kılıç balıklarını.

 


 

 

fotoğraf : Kemal Saatçioğlu

 


 

Kimse kılıca çıkmıyor artık, zıpkınlar paslandı. Baharın geldiğini bir erik ağacından bilirdik, bir erguvandan, birde kalas kuşanan kancabaşlardan. Ne oldu o eski reislere, o düşük omuzlu kara yağız levendlere? Gün oldu devran tamamladı devrini onlradan yana ve bindiler o mor kuşaklı, mekik endazeli zarif piyadelere; yelken açıp, kürek çaldılar maviye bir sabah., öptüler tuz kesmiş çocuk saçlarımdan.

Gittiler…    

Hüsam Özenç

Ocak 2009 Erenköy

Fotoğraflar- Kemal Saatçioğlu Ekim/2007 Neos Marmaras-Chalkidiki-Yunanistan